Sayfa Sayısı: 479
Yayınevi: İletişim Yayınları
ISBN: 9789750501982
Benim Gözümden:
Peşinen belirtmeliyim ki bu kitabın büyük değeri olduğu
sugötürmez bir gerçek. Çünkü Milli Mücadele Dönemi’ne alışılagelenden farklı
bakıyor. Genelde Kurtuluş Mücadelesi’ni üst rütbelerden, paşalardan okuduk.
İşte farkı ve değeri burada: yani bu kitapta paşaların yanından halkın arasına
iniyoruz; mücadele ve örgütlenmeye tabandan itibaren şahit oluyoruz...
Yine kitabın emsallerinden diğer bir farkı da okuyuculara
milli duygular pompalayıp onları boğmamasıdır.
Yani Tarık Buğra’nın da dediği gibi, bu kitap bir destan değildir,
aksine fazlasıyla gerçekçi ve tarafsızdır. Çünkü yazar, işin kolayına kaçıp dönemin
iki zıt kutbunu(kuvvacılar ve saray yanlıları) anlatmakla yetinmemiş; bu iki
kutup arasında ikilemde kalan, kafası karışık Osmanlı tabanını da anlatmıştır. Evet
“tarihimizin kafası en karışık insanları”, bu dönemde yaşamış insanlar için bu
tanımlamayı yaparsak yanlış olmaz sanırım. Zaten kafaları nasıl karışık olmasın
ki, yüzlerce yıldır hilafet sancağı altında cihat eden ve saraya sonsuz güven
duyan bir halktan bahsediyoruz. İstanbul’a kesin bir bağlılık hisseden halk;
diğer yandan çoğunun komşusu, yan köylüsü olan kuvvacıların söylediklerine
kulak verdiğinde onları da mantıklı buluyor. Bu durumda hangi tarafı seçecekler,
kuvvacılardan yana olup direnişe katılacak ve hain damgası mı yiyecekler yoksa Saray’a
bağlılıklarını devam mı ettireceklerdir? Bu ikilem yüzünden Osmanlı halkı büyük
kitleler halinde tereddüte düşüyor. Yazar bu konuda hayranlık uyandıracak bir
objektiflikle dönem toplumunun tahlilini yapıyor.

Küçük Ağa karakteri girince kitap daha hızlı ilerlemeye
başlıyor. Ayrıca İstanbullu Hoca’nın Milli Mücadele ve İstanbul ile ilgili iç
hesaplaşmaları, zafer ve sonrasına ilişkin sağduyulu öngörüleri kesinlikle
okunmaya değer. Aslında yukarıda uzun uzun anlattığım ikilemi, kitabı okurken
Küçük Ağa ve İstanbullu Hoca karakterlerine şahit olunca çok net
anlayacaksınız. Bu konuya daha fazla değinip içeriği buralara sermek
istemiyorum.
Ve tabii ki Milli Mücadele Dönemi’nden bahsederken bugün
bile tarihçileri ikiye ayıran Çerkez Ethem’e değinmemek yanlış olur. Yazar,
Çerkez Ethem’i bu kitapta canlandırıyor
ve onu kelimelerle zihin sarayımıza sunuyor. Çerkez Ethem’in kendini
savunmasına da şahit oluyoruz.
Okuyanların genelde şikayet ettiği gibi dili biraz ağır,
yani okuması zor. Ben de zorlandım, sık sık TDK sitesini ziyaret etmek
durumunda kaldım. Bağlamak gerekirse: Çabuk sıkılan biri değilseniz, tarihe
ilgi duyuyorsanız, dönem kitaplarını seviyorsanız ve okumak için bir destan aramıyorsanız bu kitabı sevebilirsiniz. Ancak bu özelliklere
sahip değilseniz siz de yarım bırakanlardan olabilirsiniz. İlgi duyduğum bir
konu olduğu için ben kitabı sevdim.
Keyifli Okumalar…
----------------------------------------------------------
Goodreads Puanı: 3.78 / 5.00
Jetonya Puanı: 3.70 / 5.00
----------------------------------------------------------
Kitaptan Dikkat Çeken Alıntılar:
İyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu; mağara devri, taş devri hortluyor. Bu bütün tarih boyunca böyle olmuş, böylece de gidecek.
Bir millet mezarının kıyısında boğuşuyor, yeniden hayata katılmak için dişini tırnağına takıyordu. Fakat zor olan zaferdi, zaferden sonrasıydı. Başlangıç bu günler değildi, başlangıç zafer denilen şey olacaktı. Başlangıç yani Türkiye'nin hayatıyla ilgili asıl savaşın başlangıcı... Bu savaş zaferden sonra başlayacak; iyilerle kötüler, mideciler ve budalalarla vatanseverler arasında geçecekti.
Gelen nedir? Zafer veya diyeti imkansız yeniliş mi? Bunu tarih her nesle bar bar bağıracak ama hiçbir nesil bu geceki nal seslerini ve kahkahaların sahiplerini bilemeyecekti.
Bu Yazımı Sosyal Medya Hesaplarınızda Paylaşın
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder